13 Mayıs 2008

...




Yürüdüm hep...
Yalnızlığımı takıp koluma,kalabalıklara kinaye edercesine yürüdüm...
Sandm ki,yürümekle varırım ümit ettiğim diyarlara...İlk yerde değilse,diğer yerde yakalarım mutluluğu...
Ama nereye varıp orada mutluluğu sordumsa o gideli çok oldu dediler...Üzüldüm...
Sahip olamadıklarımın sayesinde sahip olduğum tüm hüzünlerim,hayatımın bir nişanesi gibi yüreğimdeki demirbaşlardan biri oldu hep...Sevmeyi matah bir şey sandığım ve herkesin uğrunda ölmeye ant içtiğim sevgi dolu yıllarımdan geriye,yalnızca hayata buruk gözlerde bakan bir kalbim kaldı...
Şimdi geçmişe hayıflanmanın bir anlamı yok bunu biliyorum...Ama içimdeki pişmanlığın panzehri ile gıdalaşacağım şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum...Sevdim sevilmedim,anladım ya da anlaşılmadım dünyanın sonu değil bana göre ama bunu yüreğime anlatamıyorum.kaybetmeyi kabullenemiyor bir türlü,sadakatin ve samimiyetin karşılığında maruz ihanetleri hazmedemiyor...Belki de sadec dürüst olmanın cezasını çekiyor...
Yanılgı...
Evet,bence hayatımız tek kelimeyle özeti bu bence...İnanmak ve yanılmak...Yanılmamız için inanmamız gerekir,birine ya da bir şeylere... O kadar inanırız ki bazen,daha sonra (yanılgı ile tanıştığımızda)nasıl bu kadar inandığımıza inanamayız...Alt üst olmuş ve bir enkaza dönüşmüş hayallerimizden geleceğe dair işinize yarayabilecekleri ayırmaya çalışırsınız...Oysa hepsi tahrip görmüş ama onu o zaman değil,yeni bir inancın eşiğine geldiğinizde anlarsınız...
Ama hiçbir zaman inançsızlığa kapınızı açmazsınız...Ruhunuzun tapınmaya ihtiyacı vardır...Kendini bir şeylere teslim etmek ve sahiplenmek zorundadır...Çünkü öz parçasından ayrılmış ruh diğer tamamını doldurmaya gayretinde süregelen bir çabanın içindedir...İşte mesele burada açıktır...Tanrı'ya gereği kadar tapınmayan insanoğlu,boş inançlarının bedelini yanılgılarala ödemek zorundadır...
Tıpkı benim gibi...

Hiç yorum yok: