10 Ağustos 2008

özlemek


özlem...









Özlemek denince ikl aklıma gelen
kolalı jelibonlar olur hep.''Bir pakkette sonsuz jelibonlar olsun derdim olsa'' derdim küçükken.Ağzıma atınca patlayan sakızlar.Deliler gibi sağa sola koşarak yakar top oynamk.
Sonra kışın bahçeye çıkamayınca pencerenin arkakasından bakıpta yazı özlemek'' bir an önce yaz gelsin'' deyipte bisklete bineceğin anı hayal etmek...Akşam mahallede yarım saat daha kalbilmek için karın ağırısı çekmek...Uzaktayken kavuşmayı özlemek...Köfte-patates ikilisini özlemek...
Özlemek çocukken hep güzelliklerle ve heycanlarla dolu olmuş....
Yıllar geçtikçe özlem,yük katmış anlamına...Daha mantıklı,daha ağır duygular girince hayatımıza özlemek bir iç geçişe kadar gelmiş...Hafta içi günlerden cumayı beklemek ve haftasonuna özlem duymak olmuş...
Özlem duygularla daha iz bırakır olmuş sonralarda....Paylaşılan güzel zamanların şheyecanların ve ardında iz bırakan tüm anıların bir bütünü gibi büyür olmuş özelden genele...
Kavuşmak varsa sonunda özlemin,ona ulaşana kadar geçeceğimiz basamaklardan daha hızlı çıkmak isteriz.Biri olsada arkadan ittirsede hız katsa bize.Özlediğimiz şeye kavuşma inancımızdandır koşarken ki hızımızın artışı. Bazen ise içimizden o kadar çok şey götürür ki,ertesi sabah uyandığımız da bir kaç yük ağırlaşmış oluruz...
İki ucu keskin bıcaktır benim özlemim.Güldüğüm bir an sanki sırtıma bıcak saplanırcasına varlığını kafama vurur.''Unutma'' der.
Zaten unutamam ki... :(

Ve benim sana olan özlemim:''Asıl ben seni çok özlemişim'' deyişinin yanına o hayali çiçeği eklememdir.Biraz senden biraz benden.
Bugün seni özlüyorsam bil ki asıl olan içimde ki sestir.
İnsanın içini mum gibi eriten özlemlerde yaşanmak içinse,o mum bitip mecbuen sönünceye kadar yaşanacak demektir...

Hiç yorum yok: